SürdürülebilirlikİklimÇevre

Denizin Sessiz Çığlığı: Müsilaj Bize Ne Anlatıyor?

Çağla KÜRKÇÜ28 Temmuz 20266 dk okuma
Denizin Sessiz Çığlığı: Müsilaj Bize Ne Anlatıyor?

2026 yılında yeniden gündeme gelen müsilaj oluşumları, Marmara Denizi'nin ekolojik geleceği hakkında bize hangi mesajları veriyor?

Deniz yüzeyini kaplayan beyaz, jelimsi bir tabaka… İlk bakışta yalnızca estetik bir kirlilik gibi görünse de aslında çok daha büyük bir sorunun habercisi olabilir. Kamuoyunda "deniz salyası" olarak bilinen müsilaj, deniz ekosisteminin maruz kaldığı çevresel baskıların en görünür sonuçlarından biri olarak değerlendiriliyor.

2021 yılında Marmara Denizi'nde geniş alanlara yayılan müsilaj, yalnızca Türkiye'nin değil, uluslararası bilim camiasının da dikkatini çeken önemli bir çevre olayı hâline geldi. Aradan geçen yılların ardından yapılan gözlemler ise sorunun tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor. 2024 yılı sonbaharında Erdek Körfezi'nde yeniden tespit edilen müsilaj oluşumları, deniz ekosistemini etkileyen baskıların devam ettiğini ve benzer olayların gelecekte de görülebileceğini ortaya koyuyor.

Peki müsilaj neden oluşuyor? Bu olay yalnızca iklim değişikliğinin bir sonucu mu, yoksa yıllardır biriken çevresel sorunların ortak bir yansıması mı?

Müsilaj nedir?

Müsilaj; fitoplanktonlar başta olmak üzere bazı denizel mikroorganizmaların salgıladığı polisakkarit yapılı organik maddelerin uygun çevresel koşullar altında yoğunlaşarak jelimsi bir yapı oluşturmasıdır. Aslında bu oluşum deniz ekosistemlerinde tamamen doğal bir süreçtir. Ancak besin tuzu yükünün artması, su kolonisinin durağanlaşması ve deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi gibi faktörlerin bir araya gelmesi, bu doğal mekanizmanın olağan dışı boyutlara ulaşmasına neden olabilmektedir.

Dolayısıyla müsilajın kendisi değil, oluşum sıklığındaki ve yayılımındaki artış çevresel açıdan endişe verici kabul edilmektedir.

Neden özellikle Marmara Denizi?

Marmara Denizi, coğrafi ve hidrolojik özellikleri nedeniyle dünyanın en hassas iç denizlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yaklaşık 11.350 km² yüzey alanına sahip olan bu yarı kapalı deniz, Karadeniz ile Ege Denizi arasında bir geçiş havzası olmasının yanı sıra Türkiye'nin en yoğun nüfus ve sanayi faaliyetlerini barındıran bölgesinin merkezinde yer almaktadır.

Türkiye nüfusunun yaklaşık %30'u Marmara Bölgesi'nde yaşamaktadır. Ülke sanayisinin yaklaşık yarısı bu bölgede faaliyet göstermekte, liman işletmeleri, deniz taşımacılığı ve yoğun kentsel yerleşimler Marmara Denizi üzerinde önemli bir çevresel baskı oluşturmaktadır.

Bunun yanında evsel atıksular, endüstriyel deşarjlar ve tarımsal faaliyetler sonucunda denize ulaşan azot ve fosfor yükleri, fitoplankton gelişimini hızlandırarak ötrofikasyon sürecini tetiklemektedir. Özellikle ileri biyolojik arıtmanın yeterince uygulanmadığı bölgelerde besin elementi yükünün artması, müsilaj oluşumu için uygun ortam hazırlamaktadır.

İklim değişikliği süreci nasıl etkiliyor?

Müsilajın tek nedeni iklim değişikliği değildir. Ancak iklim değişikliği, mevcut çevresel baskıları güçlendiren önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.

Artan deniz suyu sıcaklıkları, su kolonisindeki dikey karışımın azalması ve uzun süre devam eden durağan hidrodinamik koşullar, fitoplanktonların çoğalmasını kolaylaştırmaktadır. 2024 yılında Marmara Denizi'nde gerçekleştirilen saha çalışmalarında deniz yüzeyi sıcaklığının 21,2 °C'ye ulaştığı ve mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği belirlenmiştir. Aynı çalışmada, su kolonisindeki yetersiz dikey karışımın ve yüksek klorofil-a konsantrasyonlarının müsilaj oluşumunu destekleyen temel faktörler arasında olduğu vurgulanmıştır.

Başka bir ifadeyle, iklim değişikliği tek başına müsilaj oluşturmamakta; ancak yıllardır devam eden besin tuzu yüküyle birleştiğinde ekosistemin direnç kapasitesini azaltmaktadır.

Müsilajın etkileri yalnızca deniz yüzeyiyle sınırlı değil

Müsilaj çoğu zaman deniz yüzeyindeki görüntüsüyle gündeme gelse de etkileri su kolonisinin tamamına yayılmaktadır.

Yoğun organik yapı, güneş ışığının alt katmanlara ulaşmasını sınırlandırırken, zamanla dibe çöken müsilajın ayrışması çözünmüş oksijen konsantrasyonunun azalmasına neden olmaktadır. Bu durum özellikle dip ekosistemlerinde yaşayan canlılar açısından ciddi bir stres oluşturmaktadır.

Bilimsel çalışmalar, müsilajın balıklar, bentik organizmalar, süngerler ve deniz çayırları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu; bazı bölgelerde ise kitlesel canlı ölümlerine yol açabildiğini göstermektedir. Bunun yanında balıkçılık faaliyetleri, deniz ulaşımı ve turizm sektörü de ekonomik açıdan önemli ölçüde etkilenmektedir. Yapılan modelleme çalışmaları, gerekli önlemler alınmadığı takdirde müsilajın balıkçılık, turizm ve deniz taşımacılığı üzerindeki olumsuz etkilerinin uzun vadede artabileceğini ortaya koymaktadır.

Çözüm yalnızca deniz yüzeyini temizlemek mi?

Müsilaj görüldüğünde ilk müdahale genellikle deniz yüzeyindeki tabakanın mekanik yöntemlerle uzaklaştırılması olmaktadır. Ancak uzmanlar, bu uygulamanın yalnızca kısa vadeli bir müdahale olduğunu vurgulamaktadır.

Kalıcı çözüm; kirleticilerin kaynağında azaltılması, havza bazlı yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve ileri biyolojik atıksu arıtma sistemlerinin yaygınlaştırılmasıyla mümkündür.

Özellikle toplam azot (TN) ve toplam fosfor (TP) yüklerinin azaltılmasına yönelik politikaların, müsilaj riskini düşürmede en etkili stratejiler arasında olduğu bilimsel modelleme çalışmalarıyla da ortaya konmuştur.

Bunun yanında;

  • İleri biyolojik arıtma tesislerinin yaygınlaştırılması,

  • Azot ve fosfor giderim verimlerinin artırılması,

  • Endüstriyel deşarjların etkin biçimde denetlenmesi,

  • Tarımsal kaynaklı yayılı kirliliğin azaltılması,

  • Deniz ekosisteminin düzenli izlenmesi

gibi uygulamalar, Marmara Denizi'nin ekolojik direncinin artırılmasında kritik öneme sahiptir.

Denizlerin geleceği ortak sorumluluğumuz

Müsilaj, yalnızca belirli dönemlerde ortaya çıkan çevresel bir olay olarak değerlendirilmemelidir. Aksine, uzun yıllardır biriken kirletici yüklerinin, plansız kentleşmenin, yetersiz atıksu yönetiminin ve iklim değişikliğinin ortak sonucu olarak ortaya çıkan çok boyutlu bir ekosistem sorunudur. Dolayısıyla çözüm de tek bir kurumun ya da tek bir uygulamanın ötesinde; kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, sanayinin, akademinin ve toplumun birlikte hareket ettiği bütüncül bir çevre yönetimi yaklaşımını gerektirmektedir.

2021 yılında yaşanan müsilaj krizi, Türkiye'nin deniz ekosistemleri açısından önemli bir dönüm noktası oldu. 2026 yılı ise bu deneyimden çıkarılan derslerin uygulamaya ne ölçüde yansıtılacağını gösterecek kritik bir süreç olarak değerlendiriliyor. Denizlerin geleceği, yalnızca bugün alınacak teknik önlemlere değil; bu önlemlerin uzun vadede kararlılıkla uygulanmasına bağlı olacak.

YÖNTEK NOTU:

Müsilaj, deniz yüzeyinde gözlenen geçici bir kirlilik tabakasından çok daha fazlasını ifade etmektedir. Bu oluşum; iklim değişikliği, ötrofikasyon, yetersiz atıksu arıtımı ve yoğun insan faaliyetlerinin ortak etkisiyle gelişen karmaşık bir çevre sorunudur. Marmara Denizi'nin ekolojik bütünlüğünün korunması için bilim temelli kararların hayata geçirilmesi, kirleticilerin kaynağında azaltılması ve havza ölçeğinde sürdürülebilir su yönetimi politikalarının kararlılıkla uygulanması büyük önem taşımaktadır.

SİZE SORUYORUZ:

Müsilajı denizin bir sorunu olarak mı görüyorsunuz, yoksa yıllardır doğaya bıraktığımız çevresel yükün görünür hâle gelmiş bir sonucu olarak mı? Sizce bu döngüyü kırmak için ilk adım ne olmalı?